www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws




www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws

CANKUŞU

29/8/2007 - ONU ÜNÜM ÖLDÜRDÜ...

Kategori: edebiyat
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Uzaklarda mı uzaklarda, ta kaf dağının arkasında bir ülke varmış. Padişahı kuşkulu mu kuşkulu huzur bilmez bir adammış. Günlerden bir gün zehirlenme korkusu girmiş içine. Çağırtmış baş vezirini yanına, emretmiş ülkenin en iyi zehirbazlarını huzura.  Ustalar çıraklardan ayrı durmuş, elene elene biri yaşlı biri genç ikisi kalmış hünkarın karşısında.
 
Gür gibi görünen ürkek sesiyle haykırmış kurdun kuşun padişahı:
- Her biriniz bir diğeriniz için en güçlü zehirini yapa, panzehirini bulup hayatta kalan benim zehircibaşım ola...!
Hummalı bir şekilde otlarını, sularını dizmişler, havanlarını, kazanlarını hazır etmişler.
Yaşlı bilgin:
- Benim yaşım ileridir, önce genç meslektaşım zehrini hazırlasın.
Eğer hayatta kalırsam ben de benimkini hazır ederim demiş.
Hazırlanan zehri ağzında tadarak içer içmez başlamış kıvranmaya. Kıvranırken panzehirini hazırlamaya. Tam iki büklüm kapanacakken yere, içmiş yaptığı iksiri kalkmış ayağa.
Beti benzi solmuş genç bilginin. Elleri titreyerek almış hocasının elinden kendi için hazırlanan zehiri.
Gözleri elindeki bardakta, renksiz, kimliğini ele vermeyen sıvıda...
Önce dilinin ucu, sonra ağzı derken daha ikinci yudumda son nefesini verivermiş genç bilgin oracıkta.
Kurdun, sırtlanın çıyanın padişahı halinden memnun, sormuş yaşlı bilgine:
- Ne ola ki hazırladığın bu zehrü-zıkkım.?
Yaşı bilgin sakin ve yalın bir tavırla:
- Su haşmetlum su...!
- Nasıl olur da su öldürür onca güçlü insanı ?
Yaşlı bilgin cevap vermiş, gözleri yerde, başı önünde:
- Onu ün'üm öldürdü haşmetlum.
1 Bu Yazı Hakkındaki FikirlerLütfen Bu Yazı Hakkında Fikir Beyan Edin !Bağlantı

29/8/2007 - Yalancı Cennet

Kategori: edebiyat
Paulo Coelho'nun, Şeytan ve Genç Kadın adli romanından güzel bir bölüm.
  ..."Yolları oldukça uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış, güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar, susamışlar.Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı, ortasında bir cemse bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş,çeşmeden berrak bir su akıyormuş. Yolcu kapıdaki bekçiye dönmüş.
  'İyi günler.'
  'İyi günler,' diye yanıt vermiş bekçi.
'Burası harika bir yer, adi ne?'
'Burası cennet.'
 'Ne iyi, cennete gelmişiz, çünkü çok  susadık.'
 'İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz',demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş.
 'Atımla köpeğim de susadılar.'
 'Kusura bakmayın,' demiş bekçi. 'Buraya hayvanlar giremez.'
Yolcu çok üzülmüş, çok susamışmış, ama suyu tek basına içmek istemiyormuş. Bekçiye teşekkür edip yoluna devam etmiş. Epeyce bir sure yamaç yukarı gittikten sonra eski görünümlü, küçük bir kapıya varmışlar, kapı iki yani ağaçlıklı toprak bir yola acılıyormuş.
Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi yatan bir adam varmış.
 'İyi günler,' demiş yolcu.
Adam basını sallamış.
 'Atim, köpeğim ve ben çok susadık.'
'Şurada tasların arasında bir pınar var,' diyen adam eliyle orayı işaret etmiş. 'İstediğiniz kadar su içebilirsiniz.'
Yolcu, atı ve köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler. Yolcu bekçiye teşekkür etmiş. 'İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz,' demiş bekçi.
 'Buranın adı ne?'
'Cennet.'
 'Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının cennet olduğunu söyledi.'
 'Orası cennet değil cehennemdi.'
 Yolcunun aklı karışmış 'Sizin adınızı kullanmalarına niye izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!'
 'Hiç de değil. Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü."
yok Bu Yazı Hakkındaki FikirlerLütfen Bu Yazı Hakkında Fikir Beyan Edin !Bağlantı

25/8/2007 - İBRETLİ BİR HİKÂYE.

Kategori: edebiyat
Newyork'ta okuyan yakınım, gördüğü acıklı ve bir o kadar da ibret verici hâdiseyi şöyle anlattı:
   Yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı bir kış günüydü. Yağmur ve soğuk, sokaklarda yürürken âdeta bizi sarıp sarmalıyor. Ben de alelacele evime dönmeye çalışıyordum.
   Tam o sırada karşıma, elinden tuttuğu çocuğuyla yürümeye çalışan orta yaşlı bir kadın çıkıverdi. Yürümeyi yeni öğrendiği her hâlinden belli olan çocuğun,
böyle bir havada yağmurdan ıslanma pahasına neden annesinin kucağında olmadığı ve onun yanında yürüdüğü çok dikkatimi çekti. Yavaş yavaş bana doğru yaklaşan bu anne ve çocuğun durumunu merakla takip etmeye başladım.
   Anne ve çocuk bana doğru iyice yaklaştılar. Gördüğüm manzara beni şaşkına çevirdi. Hayretler içinde kalmıştım. Annesinin, çocuğun bulunması gerektiğini
düşündüğüm kucağında, hiç yer yoktu. Çünkü anne, mantosunun altına koyduğu ve etrafı seyreden küçük bir köpek taşıyordu kucağında!..
   Beni derinden etkileyen ve batılı annelerin bu hazin ve içler acısı hâlini yansıtan bu hâdise; Allâh Teâlâ'nın biz insanlara gönderdiği en son din İslâm'ın
ortaya koyduğu, dolayısıyla şefkat ve merhamet Peygamberi Hazret-i Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in çocuklara karşı davranışları ve tavsiyelerini düşündüğümüzde ne kadar da ibret vericidir.
   Bugün batılı anne; Allâh'ın yarattığı selîm fıtratından gün geçtikçe uzaklaşmakta ve hakîkî sevgi ve muhabbetler, yerini sahtelerine bırakmaktadır.
Çocuklara göstermeleri gereken ilgi ve alâkayı başka taraflara sarf etmektedirler. Bu hâdise, hayvanları seven ve koruyan batının, insan sevgisine dair
sergilediği ne kadar güzel bir misâl!..
2 Bu Yazı Hakkındaki FikirlerLütfen Bu Yazı Hakkında Fikir Beyan Edin !Bağlantı

25/8/2007 - UZUN SÖZÜN ZARARLARI

Kategori: mizah

Eski medreselerimizden birinde edebi konuşma hastalığına tutkun bir hoca, öğrencilerine devamlı edebi ve süslü konuşma telkini yapar. Birgün ders esnasında mangaldan çıkan kıvılcım hocanın kavuğuna gelir. Hoca henüz durumun farkında değildir. Talebelerden biri durumu hocaya şu sözlerle anlatır:

"Ey hace-i dânâ!Ey alim_i bimisal! Şol mangal-ı pürnâriden tayyeran  eyleyen bir şu'le-i âteş-feşân, ol re's-i mübarekiniz üzerindeki kavuğun fevk-i muhteşeminde tavattun eylemiştir." (Ey bilgin hoca, ey benzersiz alim! Ateş dolu şu mangaldan uçuşan bir kıvılcım, mübarek başınız üzerindeki muhteşem kavuğun üstüne yerleşmiştir.)
Durumu anlayan hoca önceki prensiplerine muhalif olarak şöyle demekten kendini alamaz:

"Sözü ne uzatıyorsun evladım? 'Kavuk yanıyor desene!"

yok Bu Yazı Hakkındaki FikirlerLütfen Bu Yazı Hakkında Fikir Beyan Edin !Bağlantı

29/5/2007 - DUA ' NIN GÜCÜ

1877 İLKBAHARININ başlarında, arazilerini endişe ile gözden geçiren Minnesota köylüleri, bir yaz önce ekinlerini silip süpüren çekirge sürülerinin, bu yıl da ortalığı harap etmelerinden korkuyorlardı. Gerçekten de Minnesota’nın zengin tarlalarını çorak araziye çeviren bu afetin tekrar etmesi, büyük bir ihtimaldi.
 
Vali John S. Pillsbury, 26 nisan gününü dua ve oruç günü olarak ilan etti. O gün boyunca çocuklar dahil herkes bu korkunç afete karşı Allah’ın kendilerini koruması için dua edecekti. Bütün dükkanlar, resmi daireler ve okullar o gün açılmadı. Minnesota’lılar dua ederlerken, etrafta sessizlik hâkimdi.
 
Ertesi sabah güneş, bütün şiddetiyle, masmavi ve bulutsuz gökte yükselerek yerini aldı. Bir gece içinde, sıcaklık, en sıcak yaz gününü geride bırakacak derecede yükselmişti. Herkes, hayretle göğe bakıyordu. Güneşte bir gariplik vardı. Çok geçmeden sıcak toprak üzerinde milyonlarca çekirge kurdu kaynaşmaya başladı. Minnesota’lılar dualarının kabul edilmediğini zannedip, büyük bir üzüntüye boğulmuşlardı.
 
Böylece üç gün geçti. Sıcak yüzünden yumurtalarından fırlayan çekirge kurtları, sadece Minnesota’nın değil, Birleşik Amerika’nın bütün Kuzey Doğu eyaletlerinin ekinlerini tehdit ediyordu! Fakat dördüncü gün, güneş batarken gök soğudu. O gece toprağı kırağı sardı. Ertesi sabah doğan güneş, donmuş tarlaları aydınlattı.Kırağı, çekirge kurtlarının neredeyse tamamını öldürmüştü.
Yaz gelince, Minnesota’nın yeşil ekinleri rüzgarda dalgalanmağa başladı. 26 Nisan günü de, minnettar köylülerin dualarının kabul olunduğu gün olarak tarihe geçti.
 
4 Bu Yazı Hakkındaki FikirlerLütfen Bu Yazı Hakkında Fikir Beyan Edin !Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Paylaşılacak güzellikler adına herşey



Cool Slideshows

aysberg
Image cankuşum edebiyat

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU

vatanseverpatriot gerçek yaşamdan vakanuvis şiir pınarı

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
EŞİM
NİLGÜN

Kategoriler

Arkadaşlarım

aysberg
elki
motorbolumu
gazikemal
mansur
rkaraaslan
< Çocuk > ..
subat75
sufiderwish
mevlana1
karakurum
ibrahimyalcin1982
sibelizgi
ibokaracoban
okarakurum
ekke
ozger
temizer
huseyinizgi1984
vatanseverpatriot
vakanuvis
mümin aslan
orhannahro
cografyasam

myspace


Profile Cursors
Hit Counter
Sony Digital Camera